Kilo Verme

Gıda duyarlılığı genelde alerjik reaksiyonlar ile karıştırıldığından çok fazla önemsenmiyor.
Alerji denildiğinde bilinen gözle görünen kızarıklık, kaşıntı ve nefes darlığı akla geliyor.
Genetik yatkınlığı olan alerjik hastaların yiyeceklerden bir ya da birkaçı duyarlılık geliştirmesi sonucu alerji oluşur. Fakat burada akut bir alerji söz konusu değildir. Alerjenle her gün temas sonucu kronik bir alerji gelişmiştir.
Buna gizli ya da maskeli alerji diyoruz. Kronik alerjilerde tanı hem akut semptomların görülmemesi, hem de kanda genellikle antikor bulunmaması nedeniyle daha zordur.
Burada fark edilemeyen esas sorun normalde insanlar için faydalı olarak bilinen süt, buğday, maya gibi temel besinlerimizin yıllarca süren kabızlık, gaz,şişkinlik ve hep yorgun hissetmek gibi şikayetlerimizin altında yiyeceklerimizin de payının olduğunu bilmemek.Genetik yatkınlığın yanı sıra, yoğun stres, sindirim sistemi bozuklukları, parazitler, candida, yanlış beslenme, alkol, bazı ilaçlar, ağır metaller, toksinler, katkı maddeleri, elektromanyetik kirlilikler gibi olumsuz faktörler bir araya gelerek vücudun direnç sistemini bozabilir
Bedeni zorlayan diğer önemli bir faktör ise vücuttaki ağır metal birikimleridir. Ağız içindeki metal dolgu ve protez yapılarındaki amalgam ve civa, aşıların içine koyulan aliminyum ve civa gibi vücudumuza temas eden yapılar, özellikle sinir sisteminde ciddi dejenerasyonlara yol açarak MS (Multipl skleroz)’a varan ağır tabloları oluşturmaktadır. Yapılan araştırma sonucunda bu tür etkileşimler altındaki bayanların (besin alerjisi ve ağır metal birikimi) hamilelik dönemlerinde bunu bebeğe aktardığı ve bebeğin alerji veya sinirsel dönemlerle (çocuklarda hiper aktivite ve dikkat dağınıklığı gibi) dünyaya geldiği saptanmıştır.
